Hatay Antakya

Hatay ili’nin Merkez ilçesi Antakya’dır. İlçedeki ilk yerleşim, Orta Paleolitik Dönem’e değin uzanır. Yörede, İÖ Ill.binde Akadlar, Il.binde Hurriler yaşamış ve bölge İÖ XVII.yy’da Hititler’in eline geçmiştir. Daha sonraları, Asurlar ve Persler yörede egemenlik kurmuşlardır, İÖ 333te Büyük İskender Pers İmparatorluğu’nu yıkmış, imparatorluk toprakları, onun ölümünden sonra, dört komutanı arasında paylaşılmıştır. Bu dört komutanın en güçlüsü olan I.Selevkos Nikator, İÖ 312′de Antigonos’u yenerek Selökid Devleti’ni kurmuştur.

Antakya Kenti de (Antiokheia) I.Selevkos Nikator’ca İÖ 305-300′de, oğlu I.Antiokhos Soter adına kurdurulmuştur. Kentin ilk halkı, daha önce Antigonos’ca kurulmuş olan Antiokheia’nın çok yakınındaki Antigoneia’dan getirilmiştir. Antiokheia kısa sürede gelişip SeİÖkid Devleti’nin başkenti olmuştur. Dört büyük mahalleden oluştuğu için kente ‘Tetrapolis” de denilmiştir.

Antakya, Hititler Dönemi’nden bu yana, çok önemli ticaret yollarının geçtiği bir yörededir. Kent, bu özelliği dolayısıyla, Antik Dönem’in güçlü devletleri olan İran, Mısır ve Roma’nınsürekli saldırılarına uğramıştır. Pompeius’un kenti İÖ 64te Roma’ ya katmasından sonra,daha dalgelişerek ekonomik ve siyasal bir merkez durumuna gelmiştir.

İsa’nın ölümünden sonra, havarilerinden Aziz Pierre Antakya’ya gelmiş, burada Hıristiyanlık’ı yaymaya çalışmıştır. İlk “Hıristiyan” adı burada verilmiş, ilk Hıristiyan kilisesi de burada kurulmuştur. Bu nedenle, Papa, Antakya’yı 1963′te hac yeri ilan etmiştir. Doğu Piskoposluğu’nun yönetim merkezi olan kent, Sasanlı Devleti’nin gelişmesi ve Nasturi Kilisesi’nin Bizans Kilisesi’nden ayrılması üzerine etkinliğini yitirmiştir.

395′te Roma İmparatorluğu bölününce, Antakya, Doğu Roma sınırları içinde kalmıştır. Bu dönemde, kent Bizanslılar ve Müslüman Araplar arasında sık sık el değiştirmiştir. Sürekli savaşlara sahne olan kent, büyük çaptaki 6 deprem ve 2 yangın sonucu, iyice yıkıma uğramıştır. Daha sonra sırasıyla, Selçuklular’ın, Haçhlar’ın ve Memlukler’in eline geçen kent, 1517′de Yavuz Sultan Selim’ce Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.

XIX.yy sonlarında Şemseddin Sami Antakya’yı şöyle anlatır:

“Halep Vilayeti Merkez Sancağı’nabağlı bir kazadır. Kaza nüfusu 16.816′dır. Bunun yaklaşık 3.000 kadarı Hıristiyan ve Yahudi olup, kalanı tümüyle İslam’dır.

Limon, portakal, dut ve zeytin ağaçlarıyla kaplı verimli topraklarında pamuk da yetiştirilir. İpek ve zeytinyağı üretimi oldukça ileri düzeydedir.Ovalarının çoğu, aşiretlerin kışlaklarıdır.

Kazada ipek gömlek, bez, çarşaf, Trablus kuşağı, maşlah ve sabun üretilir. Kuyumculuk ve demircilik sanatları gelişmiştir. Kaza merkezinde 10 medrese, 1 rüştiye (ortaokul) ve 21 ilkokul vardır.”

Ali Cevad, ise, aynı yıllarda Antakya’yı şöyle tanımlar:

“Halep Vilayeti Merkez Sancağı’na bağlı bir kazadır. Kaza, 4 nahiye ve 310 köyden oluşur. Tüm kazanın nüfusu 62.750 olup, bunun 48.000′i İslam, kalanı Ermeni, Rum, Katolik, Süryani, Keldani, Yakubi Hıristiyanları’dır.

Kazada azınlıklara ait 43 okul, bu okullarda okuyan 1.248 öğrenci vardır.

Toprak ve tarım ürünlerinden tahıllar, yerel gereksinimi karşılamayacak kadar azdır. Ancak, dut, zeytin ve pamuk gibi ürünler kazanın ticaret yaşamında önemli yer tutar, özellikle zeytine dayalı olarak sabun sanayii gelişme göstermektedir.

Kazanın küçük sanayii çarşaf, kefiye, maşlah ve elbiselik kumaş dokumacılığında ileri düzeye ulaşmıştır. Yıllık sabun üretimi 12-15 milyon kilo dolayındadır.

Kaza merkezinin nüfusu 23.550′dir. Kazada 3.374 ev, 1.451 dükkân, 38 mağaza, 20 han, 3 otel, 14 kahve, bir eczane, 25 firın,5 su değirmeni, 9 sabun, 13 ipek fabrikası, 1 kışla, 24 cami, 28 mescit, 2 dergâh, 10 medrese, 3 kilise, 5 hamam vardır.”

Antakya, I.Dünya Savaşı sonrasında kısa bir dönem İngilizler’ce işgal edilip daha sonra Fransızlar’a terk edilmiştir. 1921 Ankara Antlaşması uyarınca bölgeyi, Suriye sınırları içinde, yönetsel özerkliği bulunan İskenderun Sancağı adı altında, 1938′e değin Fransızlar yönetmişlerdir. 1938′de, Fransa ve Türkiye’nin sorumluluğu altında yönetilmek üzere Hatay Devleti kurulmuş, 1939′da bu devletin Türkiye’ye katılma kararı almasıyla, Antakya İlçesi, Türkiye Cumhuriyeti yönetimine geçmiştir.

ALTINÖZÜ: Altınözü Hatay lli’nin güneydoğusunda yer alan küçük bir ilçedir.

Yörede bulunan en eski tarihsel yapılar, Roma mezarları ile Haçlılar’dan kalma bir kaledir. Altınözü yöresinde daha eski dönemlere ilişkin bir yerleşimin olup olmadığı ise bilinmemektedir.

Haçlılar Dönemi’nde yapılan kaleye, benzer şatolardan esinlenilerek, Araplar’ca “köşk” anlamına gelen “kasr” adı verilmiştir. Bu ad, daha sonra, yöre halkının dilinde, “Kuseyr”e dönüşmüştür.

Osmanlılar Dönemi’nde ise, yöre “Altınözü” diye de anılmaya başlamıştır. Çevre köylerdeki tapu belgelerinde yer alan bu adın nereden kaynaklandığı bilinmemektedir.

Altınözü, Ali Cevad’in Memalik-i Osmaniye’nin Tarih ve Coğrafya Lugatı’nda, yalnızca, “Halep Vilayeti, Merkez Sancağı’ na bağlı Antakya Kazası’nın bir nahiyesi” olarak geçmektedir.

Antakya ile birlikte Fransız işgaline uğrayan yöre, 1919-1939 döneminde, Paslıkaya ve Babatorunlu köylerinde kurulan, Antakya’ya bağlı iki bucak olarak yönetilmiştir. Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmasıyla birlikte, Paslıkaya Köyü bucak olmaktan çıkmış, Karsu Köyü bucak olmuştur. 1945′te Fatikli Köyü ilçe merkezi yapılarak, Altınözü İlçesi kurulmuştur. 1953te ise, Şenköy bucak merkezi Altınözü’nden ayrılarak, Antakya’ya bağlandı ve bunun yerine, Karbeyaz adıyla yeni bir bucak kuruldu.

DÖRTYOL: Dörtyol’un önemi, kuzeybatısındaki, eski bir Kilikya Kenti olan Issostan gelir, İÖ 333te, Büyük İskender, Pers İmparatoru III.Dareios Kodamanos’u bu kenti çevreleyen ovada yenmiştir. Bu savaş sırasında, İskender’in ordusundaki bütün yaralı askerleri öldürttüğü söylenmektedir. Savaştan sonra, kente Nikopolis adı verilmiştir.

önceleri bir köy yerleşmesi olan Dörtyol, XIX.yy’da İmraniye adı ile Payas’a, 1906′da da nahiye olarak Yeşilkent’e bağlanmıştır. İmraniye, 1909′da kaza olmuş ve Adana’ya bağlanmıştır.

İlçeye Dörtyol adı, ilçenin merkezindeki çarşıda bulunan ve dört yola açılan alandan esinlenerek verilmiştir.

I.Dünya Savaşı sonrasında Fransız işgaline uğrayan yöre, 1921 Ankara Antlaşması ile Türkiye sınırları içinde kalmıştır. Dörtyol İlçesi, 7 Temmuz 1939′da Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması ile Hatay İli sınırları içine alınmıştır.

HASSA: Amanus Dağları’nın doğu eteklerinde, Suriye sınırında küçük bir ilçedir. Hassa ordusu komutanı Derviş Paşa, 1864-1865te, bölgedeki ayaklanmaları bastırmak üzere buraya geldiğinde, ordugâhını bugünkü ilçe merkezinde kurmuştur. Çevre köylülerin yardımıyla ayaklanmaları bastırdıktan sonra, burada bir yerleşim merkezi kurup, ordunun adından esinlenerek “Hassa” adını vermiştir.

1890lara değin Halep Vilayeti’ne bağlı Maraş Sancağı’mn bir kazası olan Hassa’nın XIX.yy sonundaki durumuna ilişkin olarak, Ali Cevad şu bilgileri veriyor:

“Adana Vilayeti’nin Cebel-i Bereket Sancağı’na bağlı bir kazadır. Kazanın 7.800 nüfusu ve 28 köyü vardır.

Kaza merkezinde 7 cami, 5 kilise, 1 kışla, 22 değirmen, 10 çeşme vardır. Ormanlarından kereste elde edilerek Halep’e satılır. Pamukçuluk ve ipekçilikten hayli gelir sağlanır. Kazada ayrıca bez, kilim, kebe ve seccade dokunur.”

Adana’ya bağlı olan Hassa, 1939′da Hatay’ın Türkiye’ye katılması ile, Hatay İli sınırları içine alınmıştır.

İSKENDERUN: İskenderun, Hatay’ın en büyük ilçesidir. İlçenin yakınlarında, Fenikeliler’den kaldığı sanılan Myriandus Kenti vardır. Bugün toprak altında bulunan bu kentin tarihi, İÖ 1500′e değin uzanmaktadır.

İskenderun, IÖ 333te Büyük İskender’ ,ce kuruldu. İskender’in Pers İmparatorluğu’ na son verdiği Issos Savaş», kentin yakınında olmuş ve savaştan sonra, burada İskender’in adının verildiği “Aleksanderia” Kenti|kurulmuştur.

Aleksanderia, bir süre Romalılar’ın yönetimine girdikten sonra Sasanlılar’ın eline geçmiş ve bu sırada kentin kalesi yıkılmıştır. İskenderun, İskenderiye Kenti’ne benzediği için, IV.yy’dan sonra “Aleksandretta” (Küçük İskenderiye) diye anılır olmuştur. Daha sonraları Araplar’ın, Bizanslılar’ in, Selçuklular’ın ve Memlukler’in egemen olduğu kent, 1517′de Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.

İskenderun Limanı, çevredeki bataklıklar ve limanların rekabeti nedeniyle çok fazla gelişmemiştir. Osmanlı Devleti’nin genişleme döneminde kısa bir süre için canlanan liman, XIX.yy sonlarına doğru, sürekli olarak gerilemiştir.

İskenderun, 1822′deki depremde büyük ölçüde yıkılmıştır.

Şemseddin Sami XIX.yy sonunda ilçeyi şöyle anlatmaktadır:

“Halep Vilayeti Merkez Sancağı’na bağlı bir kazadır.

Haçlı ordularının yağma ve yıkımından sonra, depremle de yıkıldığından, şimdi 1.900 nüfuslu bir yerleşme birimi durumuna düşmüştür. Ancak, liman olarak ticari önemini yitirmediği için, çarçabuk toparlanarak büyük bir kent olma yoluna gireceği izlenimini vermektedir. Kaza 25 köyden oluşur.

Tarım ürünleri, tahıllar ve baklagiller olmak üzere, çok ve çeşitlidir. Kaza, portakal ve limon bakımından da pek zengindir.”

Aynı yıllarda Ali Cevad, Memalik-i Osmaniye’nin Tarih ve Coğrafya Lügati, adlı yapıtında İskenderun’a ilişkin şu bilgileri vermektedir:

“Halep Vilayeti Merkezi Sancağı’na bağlı bir kaza merkezidir.

Kaza merkezinde 1 hükümet konağı, 1 askeri depo, 1 cami, 2 kilise, 1 sinagog, 41 mağaza, 300 dükkân, 11 firın, 2 gazino, 13 lokanta vardır.

İlçenin tüm nüfusu 23.330′dur. Bunun yarısından fazlasını Müslümanlar oluşturur.İlçede 4 sıbyan mektebi bulunmaktadır.”

İskenderun, XIX.yy sonlarında hızlı bir gelişme içine girdi. Bu gelişme, çok iyi yollarla bağlanmış olduğu Halep Kenti’nin, dolayısıyla Kuzey Suriye’nin o dönemdeki dışsatım ve dışalımının canlanması sonucu olmuştur. İlçenin bu konumunun gerekli kıldığı demiryolu yapımı 1912′de tamamlanmış ama, liman olduğu gibi kalmıştır.

I.Dünya Savaşı’ndan sonra, Fransızlar Hatay’ı “İskenderun Saçağı” adı altında 1938′e değin yönettiler. İskenderun, 1938-1939 arasında Hatay Devleti’ne bağlandı. İlçe, 1939′da Türkiye’ye bağlandıktan sonra, limanın önemi artmış ve kent sürekli gelişmiştir.

KIRIKHAN: Kırıkhan, Hatay’ın doğusunda yer alan bir sınır ilçesidir. Yörede Helenistik Dönem’den kalma bir kale ve bir antik kent bulunmaktadır. Kırıkhan-Hassa yolu üzerinde bulunan bu kentte, Roma-Bizans kültürünün özellikleri görülebilmektedir.

Kırıkhan İlçesi, Osmanlı Dönemi’nde canlı bir uğrak yeriydi. İskenderun’dan Halep’e, Antakya’dan Maraş’a giden yolların birleştiği Kırıkhan’da çok sayıda han bulunuyordu. Buna ilişkin olarak, ilçenin adı üstünde iki söylenti ortaya atılmıştır. Birincisine göre, ilçede 40 han bulunmaktaydı ve “Kırkhan” sözcüğü zamanla “Kırıkhan” biçimini almıştır. İkincisine göre de, onarılmamış hanların varlığı nedeniyle yöreye Kırıkhan denilmiştir.

Kırıkhan, Osmanlılar Dönemi’nde Belen Kazası’na bağlı bir nahiyeydi. Fransız manda yönetimi sırasında, 1924te, ilçe durumuna getirildi. Hatay’la birlikte 1939′da Türkiye Cumhuriyeti yönetimine girdi.

REYHANLI: Reyhanlı, tarihi çok eskilere uzanan bir yerleşim merkezidir. İlçe sınırları içinde bulunan Teli Cüdeyde Höyüğü’nde, IÖ 6100 yıllarından kalma buluntulara rastlanmıştır. Teli Açana Höyüğü’ ndeki yerleşimin tarihi ise İÖ 3300′e dayanmaktadır. Daha sonra Hitit yönetimine giren Teli Cüdeyde, Teli Açana ve Teli Tayinat kentleri, bu ortak düşmana karşı birleşmiş ve tarihte ilk siyasi birlik olarak bilinen bu birliğin merkezi Kanula olmuştur.

Reyhanlı İlçesi XVI.yy’in başlarına değin intan adını taşıyordu. Osmanlılar’ın bölgeyi ele geçirmesinden sonra, Reyhaniye adı ile anılmıştır. XIX.yy ortalarında, buraya yerleştirilen Kıbrıs ve Kafkas göçmenleri arasında anlaşmazlıklar olmuş, bunun giderilmesi için Derviş Paşa görevlendirilmişti.

Ali Cevad, Reyhanlı’yı, “Halep Vilayeti Merkez Sancağı’nın Harim Kazası’na bağlı bir nahiyedir,” diye tanımlamaktadır.

Daha sonra Reyhanlı adı ile anılmaya başlanan kent, 1919′da Fransızlar’ın eline geçmiş ve bucak olarak yönetilmiştir. 1939′da Türkiye’ye katıldıktan sonra ilçe olmuştur.

SAMANDAĞ: Samandağ, İÖ 310′da Selevkos Nikator’un Pierria-Selevkeia adı ile kurduğu bir liman kentidir. Selevkos, 312′de rakibi Antigonos’u yenip Selökid Devleti’ni kurmuş, daha sonraları Antiokheia bu devletin başkenti olunca, Pierria-Selevkeia da bölgenin en önemli limanı durumuna gelmiştir.

Selevkeia Limanı, Asi Irmaği’nın ağzında kurulduğu için, sürekli olarak alüvyonlarla dolma tehlikesi altında kalmıştır. Kent, İS I. yy’m ilk yarısında Roma yönetimine girdikten sonra İmparator Vespasianus bu tehlikeyi önlemek amacıyla bir kanal yaptırmaya başlamıştır. İmparator Titius zamanında da yapımı sürdürülen kanal günümüze değin varlığını korumuştur. Bugün “Titus Tüneli” diye anılmaktadır.

Bizans İmparatorluğu Dönemi’nde, deniz yolunun eski önemini yitirerek karayoluna yönelinmesi ve Antiokheia’nın gerilemesi, Selevkeia’nın da zamanla yok olmasına yol açmıştır.

Osmanlı Dönemi’nde Süveydiye adıyla anılan yöre, limanın alüvyonlarla dolmasıyla eski önemini yitirmiş, verimli toprakları olan küçük bir yerleşim birimi olarak kalmıştır.

Süveydiye, I.Dünya Savaşı’ndan sonra Fransızlar’ca işgal edilmiştir. 1938-1939 arasında, Bağımsız Hatay Devleti’ne bağlandıktan sonra, 1939′da Türkiye Cumhuriyeti yönetimine girmiştir. Daha önce Antakya’ya bağlı bir bucak olan Süveydiye, 1948′de ilçe olmuştur. Aynı tarihte, Süveydiye adı, ilçe merkezi yakınındaki dağdan esinlenilerek Samandağ olarak değiştirilmiştir.

YAYLADAĞI: Yörede, Hititler Dönemi’nden beri kullanılan bir tapınak vardır. Bu tapınağın bulunduğu yerde önceleri bir kent olduğu ve Keldağ’ın püskürmesi ile lavların altında kaldığı sanılmaktadır. Bölgede lyonyalılar ve Romalılar yaşamıştır. Daha sonraları, bölgeye yerleşen Bizanslılar Dönemi’nde birçok kilise yapılmıştır.

Türkler’in eline geçtikten sonra buraya Ordu adı verilmiştir. Osmanlı Dönemi’nde, posta işlerinde Karadeniz “Ordu”su ile karışmaması için, “Ordu Muradiye” adı kullanılmıştır.

Yayladağı, I.Dünya Savaşı sonunda Fransız yönetimine geçmiş ve bu dönemde yalnızca Ordu adı kullanılmıştır. Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla birlikte ilçenin adı, öbür Ordu ile karışmasın diye, doğusundaki dağdan esinlenerek Yayladağı olarak değiştirilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.